Radyasyon Hakkında Genel Bilgiler

Japonya’da meydana gelen deprem; ve bu depremin sonrasında yaşanan tsunami ile birlikte gelen nükleer santral patlaması, bizim de aklımıza, radyasyonla ne şekilde mücadele edilir, ve radyasyondan nasıl korunulur şeklindeki soruları getirdi. Pek çok yerde, radyasyon hakkında yazılar yazılıp çizilmeye başlandı. Peki gerçek anlamda radyasyon ne idi, ve sadece nükleer santral patlamaları ile mi karşımıza çıkardı? Kesinlikle hayır. Böyle bir durum söz konusu değil. Radyasyon, hayatımızda, hem doğal; hem de yapay şekillerde yer alan bir etkiye sahip. Sadece nükleer sorunlar ile değil, güneş ile de alıyoruz radyasyonu; hatta ısı ve ışık alabildiğimiz herşeyle alıyoruz. Ancak nükleer santral patlaması ile daha fazla alacağımız söyleniyor. Aksi takdirde, doğada 40 adet radyoaktif etkiye sahip madde var, ve bu maddeler bir süre sonra eskiyip de şekil değiştirdiklerinde, mutlaka radyasyon olarak bizlere ulaşıyorlar.

Radyoaktif maddeler arasında en çok etkili olanlardan bir tanesi radon gazı. Ve radon gazı, yerin altında eskiyerek yer yüzüne çıkıyor. Bu da, özellikle, zemin kat veya bodrum katında oturan insanların evlerine sürekli bir radyasyon girişinin olduğunu gösteriyor. Evler çimento, kiremit gibi topraktan yapılmış ise; ve bir de binalar eski ise, radon gazının ev içerisine girebilmesi çok daha kolay bir hal alıyor. Bu nedenle de, alanında uzman kişilerin yapmış oldukları açıklamalar, ahşap evlerin, bu anlamda çok daha sağlıklı olduğunu ve olumlu sonuçları olduğunu ortaya koyuyor.

Evlerimizi radyasyondan korumanın en etkin yolu ise, evleri, 24 saatte bir, en az 15 dakika havalandırmaktan geçiyor. Toprakla bir bütün halinde olan radon, ve içeriğinde bulunan radyasyon, yiyip içtiğimiz gıdalara da bulaşıyor; bu gıdalar arasında en baş sıralarda, ayçiçeği, kuruyemişler, patates ve maden suları bulunuyor. Ancak uzmanlar, radyasyonun değil ancak radyoaktivitenin de, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu maddeler arasında yer aldığını belirtiyorlar. Toprakta bulunan herşey vücudumuzda da var. Radyoaktivite de öyle; ve demekki bizim de buna ihtiyacımız var düşük seviyede.



Film çektirip, röntgen çektirerek hastalar hakkında bilgi alınması da radyasyon ile bağdaştırılmakta; ancak yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, ısı ve ışığın söz konusu olduğu her alanda, radyasyon ile karşılaşmak mümkün. Bu nedenle, film çekilirken de bu şekilde düşünmek gerekiyor. Radyasyonun vücutta depolandığ da söyleniyor; ancak bu durum söz konusu değil. Ancak nükleer tıp için aynı durum geçerli değil. Nükleer tıpta, radyasyona maruz kalan kişiler ayrı odalara alınıyor; idrar ve dışkıları dahi kimse ile temas ettirilmeyecek şekilde bir koruma sağlanıyor.

Radyasyondan korunmak için, elektrikli cihazlardan, mümkün olduğunca uzak durmak, cep telefonunu kulaklıklı kullanmak, bilgisayar ekranlarını ekran filtreleri ile kapatmak gerekiyor. Bunun dışında ise yapılabilecek pek çok şey mevcut, doğal yaşama mümkün olduğunca sarılmamız gerektiği, en aşikar çözüm yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.

Share Button

YORUM EKLE

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir